Mutluluk...
Nasıl tarif edilir ki.
Benimde çocuk olduğum zamanlarda bir çocuk tanıdım, henüz dört beş yaşlarında. Evlerinin olduğu sokakta çocuklar oynarken o bir duvar dibine çökmüş, oynayan çocukları izliyordu. Kısacık kesilmiş saçları gözlerini kapatmasın diye siyah tel tokayla tutturulmuş. İncecik kollarıyla bacaklarını sarmış, üzerinde kısa kollu penye ve kırmızı yün külotlu çorap vardı. Siyaha yakın gözleri ışıl ışıl ama hüzün dolu...
Beni yanında götüren arkadaşım o sokaktan bir evin kapısını çaldı. Küçük tahta kapıdan bir bahçeye girdik. Yaşlı bir kadın bahçeden daha yüksekte beton bir zeminde oturuyordu. Arkadaşım elindeki poşetleri yaşlı kadına verdi. O içlerine bakıp şöyle bir bakıp şu anda hatırlamadığım bir isimle seslendi. Sokaktan içeriye o duvar dibindeki kız geldi. gözlerinde utangaç bir bakışla. Ona poşetten çıkardığı bir elbiseyi giydirdi. Kız tekrar sokağa çıktı. Biz de dışarı çıkmıştık Öyle mutlu, öyle kendinden emin duruşu vardı ki...
Artık külotlu çorapla olduğu için duvar dibine çökmüyordu onunda eteği vardı. Mutluluk o küçük kızın sokakta arkadaşlarıyla oynaya bilmesiydi hiç kimseden utanmadan...
Şimdi herkes tayt giyiyor, bu zamanda yaşansaydı bu olay ne o utanırdı, nede başkasının eski elbisesi onu mutlu ederdi.
Küçük kız hala yaşıyorsan umarım hayatın o gün nasıl mutlu olduysan hep öyle geçiyordur...
Her ne kadar bu söylediğime kendim bile inanmıyorsam...