11-03- 2012 günü eşimin babaannesini kaybettik.Taziye evinde otururken oradakilere baktım da, hepimizin annesiydi. Yedi çocuğunun annesiydi, yirmialtı torunun anneanne yada babaannesi idi, otuzbeş torunun çocuğunun büyükannesi idi, sekiz tanede torununun torununun büyük annesiydi. Toplamda yetmiş altı kişinin annesiydi, birde biz varız gelinler ve damatlar. Hayattayken herkes çok severdi.
1918- 11.03.2012
Bu fotoğrafı 19.02.2012 de çekmiştim. Uyuyordu, uyandırmak istemedim. O gün torunlarından birisi bütün yarım kalan dantel ve iğne oyalarını bir hafta önce bitirdi demişti. Bu haliyle ramazanda orucunu bırakmaz, günün çoğunu namaz kılarak geçirirdi. Allah günahlarını affetsin. Herkesin bulunduğu bir toplulukta onun olmadığını öyle çok hissetim ki...
Hepimiz çok özleyeceğiz...
KENDİM İÇİN YAZIYORUM... YAZDIKLARIM BİLGİM DIŞINDA KOPYALANIR YADA ALINTI YAPILIRSA YASAL İŞLEMLERE BAŞVURACAĞIM.
15 Mart 2012 Perşembe
3 Mart 2012 Cumartesi
HAYATIM KOMEDİ-2
HAYIR BENİM ADIM
Doğum Hastanesinde doğmuş olsam da, mahallemin adı Saz mahalle diye bilinir. Manisalılar bilir burayı da bilmeyenler için ben açıklayayım. Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin bulunduğu yer. Hatta bir sokak üstünde hayata başladım. Orada doğan arkadaşlarımla kendi kendimize dalga geçeriz, havasından mı suyundan mı bilinmez biraz kaba tabirle kırık olunuyor.
Ama ben o yıllara ait hiç bir şey hatırlamıyorum, annem babam hariç. Annemin anlattığına göre bir babamın ardından birde bozacının ardından kendimi çamurlu sulara atarmışım. Anılarım ise iki buçuk yaşında başlıyor. Bir çok insan buna inanmıyor, bir çocuğun hayatında çok önemli bir olay olmuşsa hatırlıyor. Benim olayım annemle babamın Almanya'ya gitmeleriydi. Onlardan ayrılmak hayatta yaşadığım hemen hemen her şeyi hatırlamamın sebebidir.
Allah inşallah cennetine kabul eder babacığımı, ben doğmadan önce erkek olursa Agah, kız olursa Ahsen olsun demiş. Adımı çok severim.
Büyükler, bu yaşta bende dahil, küçük bir çocuk görünce ilk sordukları soru :
- Adın ne bakim senin?
Pek cevap vermek istemezdim, ama devamı gelirdi her seferinde:
-Aaa adını bilmiyor musun?
Ben biliyordum da, nedense kimse anlamıyordu.
-Biliyorum, Ahsen.
-Aksan mı?
-Hayır, benim adım Ahsen
-Hıımm Aysen
-Hayır, Ahsen
-Anladın Aslan
- Öyle kız adı olur mu? Ahsen Ahsen!
-Anladım, Aksel
-Ah-sen Ah-sen
-Tamam Aksen
-öfff hııı o.
Sürekli bunu yaşıyordum. Çoğu zaman düzgün telafuz edemediğim için bunları yaşıyorum diye düşünüyordum. Yine annemin söylediğine göre yeni konuşmaya başladığımda annem dikiş dikiyorken yanına gidip,
-Bu ne? diye dikiş makinesini göstermişim
-Makine, demiş.
-Hıı mikine, demişim.
Annem buna çok gülmüş, ama ben bir daha yanlış veye bebekçe diyelim konuşmamışım. Demek istediğim telafuzda sorun yoktu demek.
-Adın ne senin?
-....
-Adını bilmiyor musun?
Bunları o kadar çok yaşadım ki, yemin ederim ki, adını bilmiyor musun dediklerinde içimden geçen "Ben biliyorum da, siz anlamıyorsunuz"du. Ve ben bunu yüzlerine söylemeyi o kadar çok istiyordum ki...
Hayatımda ki komik olayları ilk yamaya başladığımda (ki o zaman sadece adımla ilgili yazmıştım), büyük kızım okumuştu. Bir gün onunla alış verişe gitmiştik, alış veriş yaptığımız dükkan müşteri bilgilerini alıyordu.
Ben yine aynı şeyleri yaşadım. Kızım is kıkır kıkır gülüyordu.
-Anne hayatın komedi, dedi.
Ben yine gergindim ve ne dediğini anlamamıştım.
-Anne yazdıkların, hatırlamıyor musun? Hani Hayatım Komedi.
Gülümsedim, yaşadıklarımdan birine kızım da şahit olmuştu.
Bir ay öncesine kadar komşularımdan biri benimle konuşurken adımı söylerken telafuzda zorlandığını düşünüyordum. Komşularla ona kahve içmeye gitmiştik. Konuşurken,
-A.... Hanım diyordu.
Nokta gerisini anlamadığım için, kulaklarım sanırım biraz ağır işitiyor. Sanmaktan fazlası var, ayrıca anlatacağım. Komşunun lisede okuyan kızı var, annesine dönüp:
-Asena mı? dedi, bana döndü:
-Adınızı ben mi yanlış anladım dedi.
Annesi de,
-Asena değil mi dedi
-Hayır, Ahsen dedim.
Diğer bir komşum da
-Ben de Asena da kim diyordum dedi.
Komşumla tanıştığımızdan beri bana hep Asena demiş, hala gülüyorum. Yanlış anlaşılmasın komşuma değil kendime. Her zaman söylediğim bir söz var "Duymamak Zor Bir Sanat".
Adımı seviyordum, ama anlamını bilmiyordum. Liseye başladığımda ilk edebiyat öğretmenim Maksut Belen idi. Adımı kimin verdiğini ve anlamını sordu. babamın verdiğini ama anlamını bilmediğimi söyledim. O da bana
-Kur'an da ahsen'ül takvim diye geçer en iyi, en güzel zaman, dedi.
Adımın anlamı en iyi en güzel, teşekkür ederim babacığım böyle güzel bir isim verdiğin için. Kur'an da Tin Suresinde geçiyor adım. Artık anlamını da, surenin mealini de biliyorum. Öğretmenim daha sonra Celal Bayar Üniversitesinde öğretim görevlisi olmuştu. Hala devam ediyor mu bilmiyorum, ben teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. Bizlere derslerin dışında, hayatımızı etkileyecek çok bilgiler, nasihatler verdi. Bana ışık tuttuğu gibi inşallah diğer arkadaşlarıma da yol göstermiştir.
Doğum Hastanesinde doğmuş olsam da, mahallemin adı Saz mahalle diye bilinir. Manisalılar bilir burayı da bilmeyenler için ben açıklayayım. Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin bulunduğu yer. Hatta bir sokak üstünde hayata başladım. Orada doğan arkadaşlarımla kendi kendimize dalga geçeriz, havasından mı suyundan mı bilinmez biraz kaba tabirle kırık olunuyor.
Ama ben o yıllara ait hiç bir şey hatırlamıyorum, annem babam hariç. Annemin anlattığına göre bir babamın ardından birde bozacının ardından kendimi çamurlu sulara atarmışım. Anılarım ise iki buçuk yaşında başlıyor. Bir çok insan buna inanmıyor, bir çocuğun hayatında çok önemli bir olay olmuşsa hatırlıyor. Benim olayım annemle babamın Almanya'ya gitmeleriydi. Onlardan ayrılmak hayatta yaşadığım hemen hemen her şeyi hatırlamamın sebebidir.
Allah inşallah cennetine kabul eder babacığımı, ben doğmadan önce erkek olursa Agah, kız olursa Ahsen olsun demiş. Adımı çok severim.
Büyükler, bu yaşta bende dahil, küçük bir çocuk görünce ilk sordukları soru :
- Adın ne bakim senin?
Pek cevap vermek istemezdim, ama devamı gelirdi her seferinde:
-Aaa adını bilmiyor musun?
Ben biliyordum da, nedense kimse anlamıyordu.
-Biliyorum, Ahsen.
-Aksan mı?
-Hayır, benim adım Ahsen
-Hıımm Aysen
-Hayır, Ahsen
-Anladın Aslan
- Öyle kız adı olur mu? Ahsen Ahsen!
-Anladım, Aksel
-Ah-sen Ah-sen
-Tamam Aksen
-öfff hııı o.
Sürekli bunu yaşıyordum. Çoğu zaman düzgün telafuz edemediğim için bunları yaşıyorum diye düşünüyordum. Yine annemin söylediğine göre yeni konuşmaya başladığımda annem dikiş dikiyorken yanına gidip,
-Bu ne? diye dikiş makinesini göstermişim
-Makine, demiş.
-Hıı mikine, demişim.
Annem buna çok gülmüş, ama ben bir daha yanlış veye bebekçe diyelim konuşmamışım. Demek istediğim telafuzda sorun yoktu demek.
-Adın ne senin?
-....
-Adını bilmiyor musun?
Bunları o kadar çok yaşadım ki, yemin ederim ki, adını bilmiyor musun dediklerinde içimden geçen "Ben biliyorum da, siz anlamıyorsunuz"du. Ve ben bunu yüzlerine söylemeyi o kadar çok istiyordum ki...
Hayatımda ki komik olayları ilk yamaya başladığımda (ki o zaman sadece adımla ilgili yazmıştım), büyük kızım okumuştu. Bir gün onunla alış verişe gitmiştik, alış veriş yaptığımız dükkan müşteri bilgilerini alıyordu.
Ben yine aynı şeyleri yaşadım. Kızım is kıkır kıkır gülüyordu.
-Anne hayatın komedi, dedi.
Ben yine gergindim ve ne dediğini anlamamıştım.
-Anne yazdıkların, hatırlamıyor musun? Hani Hayatım Komedi.
Gülümsedim, yaşadıklarımdan birine kızım da şahit olmuştu.
Bir ay öncesine kadar komşularımdan biri benimle konuşurken adımı söylerken telafuzda zorlandığını düşünüyordum. Komşularla ona kahve içmeye gitmiştik. Konuşurken,
-A.... Hanım diyordu.
Nokta gerisini anlamadığım için, kulaklarım sanırım biraz ağır işitiyor. Sanmaktan fazlası var, ayrıca anlatacağım. Komşunun lisede okuyan kızı var, annesine dönüp:
-Asena mı? dedi, bana döndü:
-Adınızı ben mi yanlış anladım dedi.
Annesi de,
-Asena değil mi dedi
-Hayır, Ahsen dedim.
Diğer bir komşum da
-Ben de Asena da kim diyordum dedi.
Komşumla tanıştığımızdan beri bana hep Asena demiş, hala gülüyorum. Yanlış anlaşılmasın komşuma değil kendime. Her zaman söylediğim bir söz var "Duymamak Zor Bir Sanat".
Adımı seviyordum, ama anlamını bilmiyordum. Liseye başladığımda ilk edebiyat öğretmenim Maksut Belen idi. Adımı kimin verdiğini ve anlamını sordu. babamın verdiğini ama anlamını bilmediğimi söyledim. O da bana
-Kur'an da ahsen'ül takvim diye geçer en iyi, en güzel zaman, dedi.
Adımın anlamı en iyi en güzel, teşekkür ederim babacığım böyle güzel bir isim verdiğin için. Kur'an da Tin Suresinde geçiyor adım. Artık anlamını da, surenin mealini de biliyorum. Öğretmenim daha sonra Celal Bayar Üniversitesinde öğretim görevlisi olmuştu. Hala devam ediyor mu bilmiyorum, ben teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. Bizlere derslerin dışında, hayatımızı etkileyecek çok bilgiler, nasihatler verdi. Bana ışık tuttuğu gibi inşallah diğer arkadaşlarıma da yol göstermiştir.
2 Mart 2012 Cuma
HAYATIM KOMEDİ-1
Bundan on onbeş yıl önce, hayatımdan bahsederken ne kadar çok olaya güldüğümü görünce ben bunları yazmalıyım diye düşünmüştüm. İşin zor tarafı nereden başlamalıydım, en baştan başlasam iyi olurdu. Öyle bir yazma isteğim vardı ki, ilham perisi bu olsa gerek, elime bir defter bir kalem aldım. Başladım düşünmeye, aslında kafamda bir plan vardı ama, o plana göre çocukluğumdan başlayacaktım. Yaşadığım ne kadar beni üzen olay varsa aklıma geliyor, bir tane komik olay yok. Okul yıllarından not alayım sonra bir düzenleme yaparım dedim, yine aynı şey oldu. Bu kadarla kalsa, olaylar aklıma geldikçe gözlerim de doluyordu. Aklıma gelenleri yazsam, ikici bir Kemalettin Tuğcu çok rahat olurum diye kendime çok güldüm.
Sanırım beni bu konuda yazmaya çalışmam o dönemde okuduğum Mina Ungan'ın Bir Dinozorun Anıları adlı kitabıydı. O zamanlar farkında değildim. Bir ay kadar önce kitaptan okuduğum bir yeri hatırlayıp birine tavsiyede bulunmuştum. Yazdıklarımda imla hataları, yanlış kurulmuş cümleler her şey olabilir. Bunu çok önemsemiyorum. Sadece aklıma gelenleri unutmamak için yazacağım. Biliyorum ki büyük kızım bir gün bunları değerlendirecektir.
Öncelikle soy ağacımdan kısaca bahsetmem gerekiyor, bu önemli benim için. Yanlış anlaşılmasın benim hiç paşa dedelerim yada saray soyundan gelen ninelerim yok. Hayatımın neden çok renkli olduğunu anlatabilmek açısından önemli.
Babamın tarafı; Dedem Kula'nın Balıbey köyünden Kaçak Mustafa, yanlış anlaşılmasın kaçakcı yada suçlu olduğu için değil öğretmen okulundan birinci yılın sonunda okuldan kendini mezun ettiği için böyle tanınıyor. Kısaca anlatayım, Öğretmen okulunda henüz birinci sınıf öğrencisiyken, okul müdürleri yazısı güzel diye dedeme, mezun olacak öğrencilerin diplomalarını yazmasını istemiş. Dedeciğim de bir tane kendine yazmış ve birinci sınıftan kendini mezun etmiş. Köyüne gelmiş, köyde okuma yazma bilmeyen kim varsa zorla hatta dayakla toplayıp okuma yazma öğretiyormuş. Bir gün köylü dedemi yetkililere şikayet etmiş, bir müfettiş gönderilmiş. Tesadüf bu ya okuldan bir öğretmeni gelmiş. Dedemden diplomasını istemiş, diplomayı yırtarken, ben bunu görmemiş olayım sende bu işi bırak demiş ve gitmiş. Babamın dedesi de aynı köyden Gök İmam. Gerçekten imammış, Gök denmesinin sebebi ise gözlerinin gök mavisi olması sanırım yada boyunun iki metre iki santim olması da olabilir. Babaannelerime gelince babamın annesi, o bölgeye bir zamanlar göçle gelip yerleşmiş Moğol Türklerinin Kantuk boyundan. Babannemi hiç tanıyamadık Babam altı yaşındayken vefaat etmiş. Bunu yazarken utanıyorum (üvey) babaannem Bulgaristandan göçen Tatar Türklerinden. İki amcam , ikide halam var. Ben onları yakından tanıdığım da oniki yaşındaydım. Dedeciğim vefaat ettikden sonra...
Anne tarafım; Dedem aslen Afyonlu, Nazilli' ye yerleşmişler. Anneannem ise aslen Selanik muhaciri(abe macırız be ya), önce Tekirdağ Malkara'ya (bütün teyzeleri, halaları, amcaları ordadır,) sonra Nazilli'ye yerleşmişler. daha sonra anneanemle dedem Manisa' ya yerleşmiş. Babamı da mensucat spor Alaşehir'den transfer etmiş. Babam da Manisa'ya böyle gelmiş. Dedem fabrikda babamın usta başıymış.
Ben anne tarafında büyüdüm, daha doğrusu anne tarafının anne tarafının macırız tarafıyla. Annem ve babam Almanya'ya çalışmak için gidince kız kardeşimle anneannemler kalmıştık. Bunu da yazmam gerekiyor, iki kardeşim babama, babamda annesine benzerdi. Gözleri çekikdir, koyu yeşil yada yeşile yakın ela gözleri vardır. Ben ise anneme benzerim. Yaşadığım olaylarda kardeşlerimle benzemiyor olmam da önemli yer tutuyor.
Bu kadar bilgiden sonra artık Hayatım Komediyi yazabilirim.
Sanırım beni bu konuda yazmaya çalışmam o dönemde okuduğum Mina Ungan'ın Bir Dinozorun Anıları adlı kitabıydı. O zamanlar farkında değildim. Bir ay kadar önce kitaptan okuduğum bir yeri hatırlayıp birine tavsiyede bulunmuştum. Yazdıklarımda imla hataları, yanlış kurulmuş cümleler her şey olabilir. Bunu çok önemsemiyorum. Sadece aklıma gelenleri unutmamak için yazacağım. Biliyorum ki büyük kızım bir gün bunları değerlendirecektir.
Öncelikle soy ağacımdan kısaca bahsetmem gerekiyor, bu önemli benim için. Yanlış anlaşılmasın benim hiç paşa dedelerim yada saray soyundan gelen ninelerim yok. Hayatımın neden çok renkli olduğunu anlatabilmek açısından önemli.
Babamın tarafı; Dedem Kula'nın Balıbey köyünden Kaçak Mustafa, yanlış anlaşılmasın kaçakcı yada suçlu olduğu için değil öğretmen okulundan birinci yılın sonunda okuldan kendini mezun ettiği için böyle tanınıyor. Kısaca anlatayım, Öğretmen okulunda henüz birinci sınıf öğrencisiyken, okul müdürleri yazısı güzel diye dedeme, mezun olacak öğrencilerin diplomalarını yazmasını istemiş. Dedeciğim de bir tane kendine yazmış ve birinci sınıftan kendini mezun etmiş. Köyüne gelmiş, köyde okuma yazma bilmeyen kim varsa zorla hatta dayakla toplayıp okuma yazma öğretiyormuş. Bir gün köylü dedemi yetkililere şikayet etmiş, bir müfettiş gönderilmiş. Tesadüf bu ya okuldan bir öğretmeni gelmiş. Dedemden diplomasını istemiş, diplomayı yırtarken, ben bunu görmemiş olayım sende bu işi bırak demiş ve gitmiş. Babamın dedesi de aynı köyden Gök İmam. Gerçekten imammış, Gök denmesinin sebebi ise gözlerinin gök mavisi olması sanırım yada boyunun iki metre iki santim olması da olabilir. Babaannelerime gelince babamın annesi, o bölgeye bir zamanlar göçle gelip yerleşmiş Moğol Türklerinin Kantuk boyundan. Babannemi hiç tanıyamadık Babam altı yaşındayken vefaat etmiş. Bunu yazarken utanıyorum (üvey) babaannem Bulgaristandan göçen Tatar Türklerinden. İki amcam , ikide halam var. Ben onları yakından tanıdığım da oniki yaşındaydım. Dedeciğim vefaat ettikden sonra...
Anne tarafım; Dedem aslen Afyonlu, Nazilli' ye yerleşmişler. Anneannem ise aslen Selanik muhaciri(abe macırız be ya), önce Tekirdağ Malkara'ya (bütün teyzeleri, halaları, amcaları ordadır,) sonra Nazilli'ye yerleşmişler. daha sonra anneanemle dedem Manisa' ya yerleşmiş. Babamı da mensucat spor Alaşehir'den transfer etmiş. Babam da Manisa'ya böyle gelmiş. Dedem fabrikda babamın usta başıymış.
Ben anne tarafında büyüdüm, daha doğrusu anne tarafının anne tarafının macırız tarafıyla. Annem ve babam Almanya'ya çalışmak için gidince kız kardeşimle anneannemler kalmıştık. Bunu da yazmam gerekiyor, iki kardeşim babama, babamda annesine benzerdi. Gözleri çekikdir, koyu yeşil yada yeşile yakın ela gözleri vardır. Ben ise anneme benzerim. Yaşadığım olaylarda kardeşlerimle benzemiyor olmam da önemli yer tutuyor.
Bu kadar bilgiden sonra artık Hayatım Komediyi yazabilirim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
